
“Karadut’tan Şiirler” Kitabım İçin Penguen Kitabevi’nde İmza Günü!
14 Kasım 2024 Perşembe
Milyonlarca öğrencinin eğitim gördüğü ve bir o kadar da beslenme sorununun çığ gibi büyüdüğü ülkemizde sayısal verilere baktığımızda; Türkiye genelinde resmi okullardaki öğrenci sayısı 14.584.656, özel okullardaki öğrenci sayısı 1.519.398’dir.
Hal böyleyken kantin cephesinde neler oluyor dersiniz!
Bir çocuğun beslenme alışkanlığının oluşumunun temelinin atıldığı çağlarda yapılan yanlış uygulamalar, tüm beslenme üzerine yapılan doğru söylemleri boşa çıkarmaktadır.
Anaokulundan itibaren yemekhane dışında kantinden yararlanması yasak olan öğrencilere ortaokul ve lise düzeyinde bu serbestliğin tanınması çocuklar üzerinde büyümek=kantinden yararlanmak anlamı taşımaktadır. Bu kurgunun üzerine bir de en kısa sürede kâr marjı en yüksek ürünü satma çabası eklendiğinde kantinler beslenme bozma süreci olarak işlem görmeye başlamaktadır. Bu süreç bazen öylesine özendirilmektedir ki ilkokul ya da anaokulu düzeyinde kantin günleri düzenlenmektedir.
Binlerce çocuğun eğitim gördüğü okullarımızda beslenme; sosyal adalet, sağlık, eğitimde başarı, beslenme alışkanlıkları kazanımı ve bunun gibi birçok konuya temas etmektedir. Bunca önemli sonuçlara dokunan bir işletme için elbette daha bilimsel ve planlı yaklaşımlar gerekmektedir.
Bu noktada gastronomi ile kantinlerin iç içe çalışması gerekirken nasıl ayrıştığı, yalın ve alışılagelmiş ticari işletmeler olduğu gözümüze çarpmaktadır.
Yeni nesil, şiddetle çatal bıçak kullanımından uzaklaşmakta daha çok ayakta atıştırmalıklara yönelmektedir. Günümüz tüketim alışkanlıklarına uygun ürünler üzerinde çalışılmalı ve alışkanlıkların bu yöne çekilmesi gerekmektedir. Örneğin; Gaziantep yöresinde fazla talep gören “nohut dürüm” gibi basit ama besleyici değişik ürünler teşvik edilmelidir.
Kantinlerde yapılan istatiksel çalışmalarda teneffüs vakti boyunca ön plana çıkarılan ürünün öğrenci tarafından hızla satın alındığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla “yönlendirme” alışkanlık oluşumunda bu kadar önemli iken kişisel kararlara bırakılmamalıdır. Menü içerikleri paket ürünlerden uzak, protein bakımından zengin ürünlerden oluşturulmalıdır.
Kantinler, yöresel ürünlerin modernize edilmiş hali ile göç etmiş farklı kültürlere mensup anadolu insanının beslenme alışkanlıkları ve kültürel aktarımının da aracısı halini almış olacaktır. Anadolu yemek kültüründeki çeşitliliğin nedeni anadolu kadınının doğanın ve coğrafyanın yaşam şeklinin ona verdiği olanakları yemeğe çevirmesidir. Bu çok değerli bir miras ve öğretidir. Neyi yetiştiriyorsanız, doğa size ne verdi ise onu o günün beslenme alışkanlıklarına uygun şekilde tüketime sunmalısınız. Bu konuya bir örnek vermek gerekirse “Soğuk Çorba, Ayran Aşı, Şora” gibi her yörede isim değiştirmesinin nedeni içeriği o yöredeki mahsule göre şekillenmesidir. Bugün kasede kaşıkla sunamayacağınız bu ürünler buzlu bir bardakta cazip hale gelecektir.
Kantinlerde alışılagelmiş kutu soğuk çay, kutu meyve suyu satışı kolay olmasından dolayı tercih edilen içeceklerdir. Oysaki bu içeceklerin yerinin “reyhan şerbeti, komposto suyu” gibi ürünlerle değiştirilmesi halinde içecek alışkanlıkları değişmiş nesiller yetiştirmiş olacağız.
Ülkemizin geleceği gençleri kilometrelerce öteden gelen ambalajlı ürünlerin satıldığı bir kantine yönlendirmek yanlıştır. Bu aynı zamanda yerel ekonomi açısından da kabul edilebilir bir durum değildir. Yerel üretici kadın kooperatiflerinin ürünlerin hammadde ve üretim süreçlerinin içinde olması gerekmektedir. Üniversite ve ilgili kurumlar için MEB’in çalıştığı standart reçete ürünleri ve hammaddeler yine kadim geleneğimizde olduğu gibi anadolu kadınının elinde şekillenmelidir. Bu kurguda “yöresel kalkınma, yerel üreticiye destek, doğru beslenme alışkanlıkların oluşturulması, güvenli gıdaya ulaşma” gibi birçok fayda sağlanmış olacaktır.
Kullanılan hammaddelerin köy kooperatifleri tarafından üretilmesi ve bu ürünleri kullanma zorunluluğu maliyet odaklı yaklaşımlarla oluşabilecek gıda terörünün de önüne geçmiş olacaktır.
Sonuç olarak birçok üretici ve çalışanın içinde bulunduğu bu sektörde geleneksele uygun, modernize edilmiş sunum teknikleri ve besleyici çalışmaların yapılıp genele yayılması oldukça önem teşkil etmektedir. Sektörün geleneksel yemek işi ile kantinlerin birleşmesindeki sürece oldukça yaklaşılmış olup bu sürecin önündeki en büyük engel ticari kaygılar ile hareket eden kantin anlayışının kendini fesh ederek modernize olmasından geçmektedir.